AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sinem Kobal Röportaj 2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
asi_melek
Moderatör
Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 46
Puan : 116
Lakap : qÜbÜsSs
Domuz

Kullanıcı Tablosu
Rep Puanı Rep Puanı: 0
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi: %0

MesajKonu: Sinem Kobal Röportaj 2   Perş. Ağus. 12, 2010 8:45 am

Henüz çok genç ve güzelsin. Oyuncu olmaya nasıl karar verdin? Sonuç olarak oyunculuk zor bir meslek...

13 yaşında “Dadı”ya başlamamla karar verdim diyebiliriz. Daha önce sekiz yıl bale yapmıştım ve kesinlikle aklımda oyuncu olmak yoktu. Hiçbir zaman sahneden uzak değildim. 3-4 yaşımdan beri sanata ilgim vardı. Dadı'da Haldun Dormen ile çalışırken oyunculuğun bana en yakın meslek olduğuna karar verdim. Dadı'daki rolümle de patladım zaten. Arkasından Okul filmi; Nefes Nefese, Lise Defteri gibi televizyon dizileri geldi. Tansiyon ve Şahane Pazar'daki sunuculuk deneyimimle de "yapmak istediğim budur" dedim ve bu yolda ilerliyorum.


Halen üniversite öğrencisisin. Oyunculuk yoğun bir tempo gerektirir. Bu durumun üstesinden nasıl geliyorsun?

Okulla birlikte oyunculuk zor. Televizyon dizilerinin ve sinema filmlerinin setleri çok yorucu oluyor. Buna rağmen okuluma aksatmadan gidiyorum. Beykent Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi'nde okuyorum. Okulda hocalarım da çok yardımcı oluyorlar, iş yüzünden kaçırdığım derslerin notları veriyorlar. Böylece okul ve işi bir arada yürütebiliyorum.


Oyunculuk eğitimi almıyorsun yani...

Okul olarak da sahne ve gösteri sanatları yöneticiliği okumaya karar verdim. Bir işi bildiğin zaman her yönüyle konuya hakim olursan rahat oluyorsun. Aldığım yöneticilik eğitimi tam donanımlı bir oyuncu; yani işin mutfağını, nasıl döndüğünü bilerek konuya hakim olman için gerekli. Dormen Tiyatrosu'nda iki yıl oyunculuk eğitimi aldım ama kat edilecek çok yolum var. Oyunculukla ilgili gerekli eğitimi gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışında aldığım workshoplarla (çalışma gruplarıyla) tamamlamayı düşünüyorum. Bu programlar oyunculuk dışında kendimi, yabancı dilimi geliştirmemi de sağlıyor.


Seni hep birbirine benzer rollerde gördük. Mini etekli, şirin, çıtır liseli kız. Bu durum oyunculuk anlamında seni hangi noktaya getirdi? Çünkü hepsi çok benzer roller...

Dört tane gençlik dizisi çevirdim ama dört rolün de karakteristik özellikleri farklıydı. Bu yüzden çok benzer dememek gerek. Kendi yaş grubumda farklı karakterleri oynamak zevkliydi. Lise oyuncusu olarak oynayabileceğim çoğu rolü tükettim herhalde. Bu kadar lise öğrencisini oynadıktan sonra daha farklı, daha olgun bir rol istedim ve tam zamanında Selena rolü teklif edildi. Bu rolün benim geçiş dönemim için çok doğru bir seçim olduğunu düşünüyorum. Ne liseli genç kız halime ihanet etmiş oldum; ne de beni beğenen orta yaşlı kitleye. Onlar beni lise öğrencisi olarak değil, biraz daha olgunlaşmış biri olarak görebiliyorlar dizide. Selena'nın bana artısı da bu olacak.


Yaz aylarında ekranlarda hep sevgilinle görüntülerin dönüyordu. Bu durum; işiyle anılmak isteyen bir oyuncu için tezat oluşturmuyor mu?

Medyatiğim ama özel hayatım ile medyatik bir kimlik değilim. Benim iki yıllık bir ilişkim var. Bunda da bizim bir kare fotoğrafımız, tek görüntümüz vardır. Haftalarca ekranlarda ve gazetelerde bununla yer aldık. Ben hak veriyorum magazin muhabirlerine de. Sürekli göz önünde olduğumuz için insanlar merak ediyor. "Çıkmak istemiyordum, yakaladılar" sözüne de inanmıyorum. İstemezsen medyanın olduğu yerlere gitmezsin, oralarda eğlenmezsin. Bu bir seçimdir. Ben de gitmemeyi seçiyorum. Yazın gittiğimiz Türkbükü ve tüm yaz ekranlarda dönen haberler bizim yakın bir arkadaşımızın düğünü için Bodrum'a gittiğimiz sırada çekildi. Bana sorduklarında "Evet mutluyuz, beraberiz sağ olun arkadaşlar" diyorum. Beni rahatsız eden bir şey yok. İşimle ilgili haberleri ve magazin haberlerini oranlarsak daha çok yaptıklarımla gündeme geliyorum ve bundan dolayı da mutluyum. Böyle kalması da benim tercihim.


Hakkında birçok eleştiri yapıldı. Bunların arasında iyileri kadar kötüleri de var. Sen kötülerin düşündüğü gibi güzelliğinle mi bir yerlere geldin?

Oyunculukla bir yerlere gelmeye çabalıyorum ama eleştirinin her türlüsüne açığım. Demek ki, dikkat çekiyorum ve insanlar bu yorumlarını diğerleriyle paylaşmak istiyorlar. "O, bunu demiş kaale almam", "İyi bir oyuncuyum" deyip geçemem. Güzel olunca, yaptığın işleri aza indiriyorlar. Durumlar karşısında kendi verdikleri tepkileri benim oyunculuğumda gördüklerinde onlara sıradan geliyorum. Orada bulunmamı istemiyorlar bazen. Güzellik yüzünden, tiyatroda yer almamı ya da müzikal okuyor olmamı insanlar dikkate almıyor. Bunları da göz önüne alabilirlerse, nasıl bir oyuncu olduğumu ilerleyen zamanlarda farklı rolleri canlandırdığımda anlayacaklar. Kendi fanlarım da var. Hatta bazıları adımı duvarlara yazıyorlar (gülüyor). Nuri Alço'dan sonra yeni moda oldum. Allah’tan duvarlara yazıyorlar, mesaj atıp, arayıp rahatsız edici olmuyorlar.


Çocuk yaşından itibaren tiyatro, televizyon ve sinemada yer almana rağmen şımarmamış görünüyorsun.

13 yaşında arkandan insanlar "Aaa Dilara" deyince o yaştaki popülarite ile havaya girmen çok doğal. Ailem sayesinde ben bunu yaşamadım. Havaya girseydim beni her akşam başka bir yerde eğlenirken görürdünüz. Ben de herkes gibi kendi arkadaş grubumla eğlenmeyi, sinemaya gitmeyi, evde muhabbet etmeyi seviyorum. Tamam belli bir kazancım belli bir sosyal statüm olabilir ancak ben de herkes gibiyim. Öyle şöhreti çok fazla yaşamıyorum. İşimde başarı ilk hedefim. İstesen de istemesen de zaten bu işi yaparken güzelliğin yüzünden çok dikkat çekiyorsun. Tüm objektifler sana yönlendiriliyor. Kendime baktığım zaman kendimi iyi koruduğumu düşünüyorum.


Yeni sezonda Sinem Kobal adını kaç yerde daha duyacağız?

Bir televizyon programı sunuculuğu var ama teklifleri değerlendiriyorum şu an. Çünkü “Selena” çok yoğun çalışma temposu gerektiriyor. Belki fırsat bulursam, araya bir de tiyatro oyunu sıkıştırmayı düşünüyorum. İş anlamında çok yere el atıp bölünmeyi doğru bulmuyorum. Hakkını vererek yapabileceğim her şeyi yapmak istiyorum. Önemli olan bu.



Extraaa-----------------------------------------------------------------------------------------

Moda'da 70'ler mi 80'ler mi:

70'lerdeki hanımların asaleti hoşuma gidiyor. Duruşları, dar kıyafetleri, dik duruşları... Bana uzak ve yaşamadığım bir dönem olduğu için de hoş geliyor olabilir.


Favori mekanların:

Balıkçılarda geziyorum, Caddebostan'da “Rakı Balık” diye bir yer var. Çingeneler eşliğinde şarkı türkü söylüyorsun. Çok keyifli bir yer. Gece çok nadir dışarı çıktığım zamanlardan birinde Cahide'ye gitmiştim. Orada da çok eğlendim. Daha çok eğlendiğim bir 15-20 kişilik grubumuz vardır. ev muhabbetleri, yemek yapmalar... O grupla eğlendiğim kadar en pahalı yere gitsem eğlenemem.


Müzikle aran nasıl?

Kapı tıkırtısına oynayanlardanım. Bale ve latin dansları yaptım ama kendime ait bir Yıldız Tilbe misali dans tarzım var. Evlere şenlik! Müzikle aram iyidir ama her müzik dalını severim. Ruh durumuna bağlı olarak müzik dinliyorum genellikle.



Saçlarının rengi gerçek mi?


Lise son sınıfta İstek Acıbadem Lisesi'ndeydim ve Dadı'da oynarken okul "saçının rengini değiştireceksin" diye tutturdu. Saçın dizide devamlılığı var. Kendi saç rengim zaten sarı ve yazın deniz ve güneşten rengi açılıyordu. Lise son sınıfın dördüncü ayında böyle bir şey olunca insan soruyor ister istemez: "Ben diziye başlarken de sizin öğrencinizdim hem de başarılı bir öğrenci, bu baskı neden?". Gereksiz bir otorite olduğu için ben de yıllardır okuduğum okulu bırakıp bir tepki olarak Tepe Koleji'ne geçtim ve son 2-3 ay orada okuyup mezun oldum. Saçımın rengi pembe ya da mor değildi. Doğaldı ve sarıydı. Keza pembe ya da mor olsa ders değil midir önemli olan? Bana yanlış geldi tavrımı koydum. Herkes bunu yapamayabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sinem Kobal Röportaj 2
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sinem Kobal [SU]-
Buraya geçin: