AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sinem Kobal Röportaj

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
asi_melek
Moderatör
Moderatör


Mesaj Sayısı : 46
Puan : 116
Lakap : qÜbÜsSs
Domuz

Kullanıcı Tablosu
Rep Puanı Rep Puanı: 0
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi: %0

MesajKonu: Sinem Kobal Röportaj   Perş. Ağus. 12, 2010 8:42 am

“Ayakta Kal” filminde oynama gerekçeniz neydi?

- Bu filmde rol almamın en önemli nedeni senaryonun gerçekten etkileyici olmasıydı. Bugüne kadar birçok gençlik filmi çekildi ama hep komedi ve gerilim ağırlıklıydı. “Ayakta Kal” gençlerin sorunlarına parmak basan bir yapım. “Ayakta Kal” bir ilkler filmi.
Hangi anlamda ilk?

- Biz drama türünde bir gençlik filmi çektik.

Ciddi, bunu inanarak mı söylüyorsun? Yapımcılar promosyon olsun diye hep ‘ilkler filmi’ vurgusunda bulunurlar da…

- Evet, inanarak söylüyorum. 21 yaşındayım geriye bakıyorum drama türünde hiç yerli gençlik filmi izlemedim.
Peki, “Ayakta Kal”da izleyicileri nasıl bir öykü bekliyor?

- İzleyicilerin kendilerinden bir şeyler bulacaklarına inandığımız bir film çektik. Türkiye’de büyük bir sınıf çatışması var. Bizde zengin çok zengin, fakir çok fakir. Yani hiçbir şeyin ortası yok. Filmde, sınıflar arasındaki bu büyük uçurum anlatıyoruz. Bir tarafta devlet okullarında büyük ekonomik güçlüklerle okuyan öğrenciler diğer tarafta ise kolejlerdeki zengin çocukları… Filmde, gençlerin bu sınıf çatışmasında neler yaşadığını, kişiliklerini oluştururken karşılaştıkları zorlukları anlatıyoruz. Bu sorunları aşk ve dostluk hikâyeleri içinde anlattık. Gençlerin en büyük mücadelesi ‘ayakta kalmak’tır. İşte biz bu mücadeleyi perdeye taşıyoruz.

Bu ilkler filminde Yeşilçam’da yüzlerce kez izlediğimiz ‘zengin kız ile fakir oğlanın aşkı da var, değil mi?

- Bence ana temalar her zaman ayındır. Şimdi çekilen birçok filmde, Yeşilçam’ın ana temalarını görmek mümkün. Biz kültür ve sınıf çatışmasını en iyi zengin kız ile fakir oğlanın aşkında anlatacağımıza inandık. Filmde sadece aşk yok. Burslu okuyan öğrencilerin sorunları, anne-baba baskısının çocuklarda yarattığı psikolojik etkiler vs… Daha birçok öykü yer alıyor filmde. Bu arada konuşurken hep sorunlardan bahsediyoruz ama “Ayakta Kal” tamamı hüzünlü bir yapım değil. Çünkü bu gençler aynı zamanda eğleniyorlar. Filmde birçok komik sahnemiz de var. Sorunları izleyicileri ağlatarak sunmayacağız. Biz gerçekçi bir film çektik.

Kısacası filmde “Paralı eğitime hayır” mi diyorsunuz?

- Yok… Biz sadece paralı ve parasız eğitim arasındaki farkları gösteriyoruz. Devlet okullarındaki zorlukları perdeye taşıyoruz. Paralı okullarda okuyan öğrencilerin parasız okullarda okuyan öğrencileri hor görmemeleri gerektiğini söylüyoruz.

Filmde hangi karakteri oynuyorsunuz?

- Yasemin karakterini canlandırıyorum. Yasemin’in ailesi alt düzeyde yaşarken sonradan zengin olmuş. Yasemin yaşadığı ortamın içerisinde sade, temiz kalmış biri. Aslında bulunduğu ortamdan da pek hoşnut değil. Çok duygusal, fazla gel-gitler yaşıyor. Vicdanlı bir kız ve onun bu özelliği filme damgasını vuruyor.

21 yaşında olduğunu söyledin. Kaç yıldır ekranlardasın? Yıllardır seni izliyoruz.

- Evet, şaka gibi ama 21 yaşındayım. Hadi 22′ye yeni girdim diyelim. Dokuz yıldır bu işi yapıyorum. Oyunculuğa 13 yaşındayken Dormen Tiyatrosu’nda başladım. Dormen’le aynı sahneyi paylaşmak büyük avantaj, ondan çok şey öğrendim. İlk dizi çalışmam “Dadı”ydı. Sonra “Liste Defteri”nde ve ilk gençlik korku filmi “Okul”da rol aldım. 19 yaşına geldiğimde ise ilk başrolümü “Selana” dizisinde oynamaya başladım.

Kariyerinde geldiğin noktadan memnun musun?
- Bu piyasada dokuzuncu senem ama hâlâ yolun başında olduğumu düşünüyorum. Yaptığım işlerden çok memnunum. Geldiğim noktadan aşağıya inmeden her sene oyunculuğuma artılar koyarak ilerlemek istiyorum. Ben de “Yıldımız parladı. Şimdi ne yaparsam tutar. Daha fazla projede yer alayım” gibi bir düşünce yok. Benim tek bir hayalim var o da kalıcı olmak.

Genç yaşta şöhrete ulaşmana rağmen güzel bir denge oluşturduğunu düşünüyorum. Çok fazla gündemde kalayım gibi bir derdin yok.

- Ben buyum hakikaten, rol yapmıyorum. Magazinci arkadaşlarım beni biliyorlar zaten… Basının bulunduğu yerlere gitmezseniz sorun da yaşamazsınız. Zaten kimsenin de benim ne yaptığımla ilgilendiğini düşünmüyorum.

Ailenle mi yaşıyorsun? Biraz onlardan bahseder misin?

- Evet, birlikte yaşıyoruz. Babam inşaat mühendisi, annem ise evhamımı. Bir de erkek kardeşim var 16 yaşında, sporcu.

“Abla nerdeniz?” falan diyor mu?

- Yok demiyor. Aramızda altı yaş var. Ancak yavaş yavaş o da büyüdü. Artık birbirimizle diyalog kurabiliyoruz, beraber tatile gidiyoruz, birçok ortak yönümüz oluşmaya başladı.

Yaşam felsefeni özetleyen slogan ne olabilir?

- Tanrı zar atmaz… Şanslı olduğuma inanıyorum ama sadece şanslı olmak yeterli değil. Eğer çalışmazsan, yakaladığın şansın hakkını vermezsen bir yere gelemezsin. Bu mesleğe önemli insanlarla başladım ve elde ettiğim bilgilerin hakkını vermek istiyorum.

Nedir en büyük hayalin?

- Kalıcı olmayı çok istiyorum. Daha önümde çok uzun bir yol var. Her gün yeni bir şeyler öğreniyorum.

Senin yaşındakiler yerinde duramaz, bir sürü uçuk hayalleri vardır. Ne bileyim mesela daha sanatsal, marjinal yapımlarda oynamak istemez misin?

- Evet, sanatsal filmlerde rol almak istiyorum ama yaşım itibariyle bana uyacak sanatsal roller yok. Ancak artık kendime sanatsal rol bulacağım bir yaşa geldim.

Sanatsal filmde rol almak için yaşının ilerlemesi mi gerekiyor?
- Hayır ama şu zamana kadar çekilen sanatsal filmlerde 16 17 yaşında oynayacağım bir rol yoktu.

Teklif edilen filmlerden mi bahsediyorsun?

- Hayır, genel konuşuyorum. Çok senaryo geldi ama kendimi oynayabileceğim bir rol yoktu. Kendimi derken yaşımı büyütmemekten bahsediyorum. Çünkü yaşımı büyütüp oynamak bana manasız geliyor. Kalkıp şimdi 30 yaşında birini oynamanın bir anlamı yok.

Niye ki. Sanatçının görevi bu değil mi zaten?

- Tabii elbette 30 yaşında birini oynayabilirsin ama ben böyle bir şey istemedim.

Siyasi görüşünü merak ediyorum?

- Ben de tam ona gelecektim. Atatürkçü bir gencim. Atatürk’e baktığın zaman özel okullarda büyümüş biri değil. En kötü şartlardan gelip, zirveye çıkmış bir lider.

“Mustafa” belgeselini mi izledin?

- İzledim ama ben zaten her şeyi biliyordum. Çok sıkı bir Atatürkçüyüm.

O zaman şöyle sorayım. Ne olacak bu Türkiye’nin hali?
- Türkiye’nin durumunun kötü olduğunu hepimiz biliyoruz. Birçok şey deneniyor, dünyada da deneniyor. Mesela şimdi Amerika’da yeni bir kahraman yarattılar; Obama. Amerika sever böyle kahramanlar yaratmayı. Çünkü insanların umuda ihtiyacı var. Umarım Obama başarılı olur. Türkiye’de ise umut vaat edecek biri yok. Bizim acilen umut vaat edecek bir lidere ihtiyacımız var.

Hayatındaki en büyük çılgınlık?

- Bilmem ki… Bu kadar çok düşündüğüme göre herhalde çılgın biri değilim. Tamam buldum. Bir kere arkadaşlarımla birlikte dönme dolaba binmiştik…

Aşağı atladınız?

- (Gülüyor) Evet, atladık. O gün başıma aldığım darbeyle ben böyle biri oldum… Her neyse… Dönme dolaptan inince hadi adaya gidelim dedik. Birden böyle bir karar aldık. Ancak adada her yer doluydu. Backup’ı aradık, bize hemen bir ev buldular. Vapura son anda yetişip hiç bilmediğimiz bir evde kaldık. Ev de perili köşk gibi bir şeydi. O gece hiç uyumadık, sabah olunca da otele geçtik.

Bu mu en büyük çılgınlığın?

- Evet, aklıma şimdi bu geldi.

En sevmediğin huyun?

- Bazen fazla vicdanlı olmak insanı zor durumlara düşürebiliyor.

Arkadaşların seni nasıl buluyor?

- Onlara sormak lazım ama iyi bir dost olduğumu düşünüyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sinem Kobal Röportaj
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sinem Kobal [SU]-
Buraya geçin: